not defterimden 3:kiraz çöpü suyu alman modeli

az okuyup çok bilmek bize özgü müdür bilmiyorum. bu coğrafyanın dışına çıkma, görme şansım olmadı çünkü. futboldan tıbba, eğitimden politikaya bilmediğimiz yok.

bir zamanlar bir reklamın sloganıydı sanırım:” ağzı olan konuşuyor”. tvlerde sağlıkla ilgisi olmayanların şu meyve şuna iyi geliyor yiyin, bu sebze acayip bişey yiyin demesi gibi eğitimle ilgili de herkesin bir şey “biliyor” olması enteresan geliyor bana. ve aslında eğitimle ilgili söylenenlerin hepsi de kulaktan dolma, klişeler olması kötüsü de çoğu meslektaşlarımın da aynı konumda olması.

söz gelimi ünlü alman modeli bunlardan biridir. mesleğe yönlendirme meselesi yani. bir diğeri de seviye sınıfları oluşturmadır. ki aslında ikisinde de akademik başarı ana eksendir. eğitimin bir çok bileşeni, alt-üst ilişkileri, ideolojisi, felsefesi var. bunları görmeden konuşmak yersiz oluyor bana göre. konuşulan, önerilen ne varsa çözümsüz kalmaya da mecbur.

kısaca alman modelinden bahsedersek, erken yaşta(hemen ilkokuldan sonra) çocukların ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirildiği meslek okullarından bahsedilir. bu elemeler yapılırken de son sınıftaki akademik başarı ve öğretmenin görüşleri dikkate alınır. tamamen öznel değerlendirmeler sonucunda örneğin çoğu türk çocuğu meslek okullarına yönlendirilir.

itirazım şudur ki çocuk kendini keşfettiğinden itibaren potansiyeline ulaşabilir. 10 yaşında ki bir çocuk kendini ne kadar tanıyabilir? ayrıca ilkokulda daha sönükken ortaokulda hatta lise de açılan öğrenci olmuyor mu ? hem de pek çok. dahası ötekileştirmelerin, ayrımcılık yapmanın tavan yaptığı ülkemizde düşünün bu sistemin uygulandığını. ben keni hayatımdan bir örnek vereyim hemen. ilkokul 4.sınıftayken ülkücü öğretmenim ailem solcu olduğu için din kültürü dersinde notumu 4 vermişti. hiç bir soru sormadan ölçme yapmadan. diğer ötekileri siz düşünün. örnekte eğitimin ideolojisi kendini çok net göstermektedir. ki yeni müfredatımız da yeni çağın ideolojisine göre düzenlendiğini görürsünüz ayrıca.

seviye sınıfları “çözümü”de ideoloji ve felsefe olarak aynı paraleldedir. her ne kadar yasal olarak seviye sınıfı yapılmıyor olsa da öteden beri eğitimin ana yollarındandır. iyiler – kötüler, güzeller-çirkinler ve işin gerçeği kazananlar-kaybedenler olarak ayırmaktır yapılan. aynı okulda aynı yaş grubunda iki sınıf. biri “iyi” diğeri “kötü”. biri “kazanacaklar”, diğeri “kaybedenler”. zaten gözden çıkarılmış bir grup öğrencinin öğrenmeye motive edilemeyeceği gibi bir çok sorunun da kaynağı yaratılmış olur. daha ilkokuldan itibaren öğrenme motivasyonu kaybedilirse ne yaparsan yap o çocuğu kazanamazsın. ki hani eğitimin en genel amacı “topluma yararlı bireyler yetiştirmek” en baştan ıskanlanmış olmaz mı o vakit.

her ne kadar gelir durumumuza göre giyimimiz, oturduğumuz semt, gittiğimiz okul değişse de trafikte, kaldırımda, parkta, bankada herhangi bir yerde o izole yaşayanlar bir şekilde birbirine değiyor. bir şekilde her yaptığı ile bir diğerinin yaşamını etkiliyor. yani bunu bir de eğitim eliyle yapmak toplumsal gelişim, paylaşım için doğru olmasa gerek. ve o iyiler, kazananlar sadece test çözerek, belirlenen hedefe koşarken bencilleşiyor, hiç bir değer kazanımına tabi tutulmuyor.

yani kazanlarla da kaybettik, kaybederiz. kaybedenlerle de.

akademik başarı ölçekli öğrenci ve öğretmen değerlendirmesinden vazgeçildiği an eğitimde aşama kaydedilir. ayrımsız ülke ve toplumunu düşünen yetenekleri geliştiren, kendini keşfeden, vicdanlı, adil, paylaşmayı-yardımlaşmayı bilen farklı düşünebilen öğrenciler yetiştirmemiz gerekiyor. bunun için de mesleğin de gelişime açık, araştıran, sorgulayan, öğrenen öğretmenlerin olması gerek. böylesi öğretmenler için de elbette donanımlı, liyakatlı, sorun yok dendiğinde nasıl olmaz diye soran, eğitimi, yönetişimi bilen yöneticilerin olması gerek.

yani seviye sınıfı yapalım her şey hallolur. alman modeli yapalım eğitimde çağ atlarız demek kiraz çöpünün suyunu iç ölmezsin diyenler kadar gerçekçi olur.

 

musa ertürk

 

admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

iklim değişikliğine karşı bireyler ne yapabilir ?

Çar Kas 7 , 2018
az okuyup çok bilmek bize özgü müdür bilmiyorum. bu coğrafyanın dışına çıkma, görme şansım olmadı çünkü. futboldan tıbba, eğitimden politikaya bilmediğimiz yok. bir zamanlar bir reklamın sloganıydı sanırım:” ağzı olan konuşuyor”. tvlerde sağlıkla ilgisi olmayanların şu meyve şuna iyi geliyor yiyin, bu sebze acayip bişey yiyin demesi gibi eğitimle ilgili […]